Üye Girişi Yapmamışsınız Ya Da Zaten Bir ..::|| Garamanlıların Buluşma Noktası ||::.. Üyesi Değilsiniz. Forumlardan Yararlanabilmek İçin Üye Olmalısınız. Lütfen Buraya Tıklayarak Üye Olunuz.

Geri git   ..::|| Garamanlıların Buluşma Noktası ||::.. > EĞİTİM - ÖĞRETİM > Ödevler – tezler > Felsefe Sosyoloji Psikoloji

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
  #1  
Alt 11-18-2008
Medine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Medine Medine isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Forum Yöneticisi
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 4,012
Medine is on a distinguished road
Arrow Evrensel Ahlâk Yasasının Varlığını Kabul Eden Görüşler


Evrensel Ahlâk Yasasının Varlığını Kabul Eden Görüşler

Evrensel ahlâk yasasının varlığını kabul edenler, bu yasayı belirleyen özellikler konusunda iki gruba ayrılırlar. Birincisi, ahlâk yasasının insanda öznel bir temele dayandığını söyleyen anlayış, öbürü de evrensel ahlâk yasasının nesnel bir temele dayandığını söyleyen anlayış. Başka bir deyişle, bir grup düşünür (Bentham, Mill, Bergson) evrensel ahlâk yasasını belirleyen özelliklerin sübjektif (öznel) özellikler olduğunu kabul ederken, diğer bir grup (Platon, Fârâbî, Spinoza, Kant) bunların objektif (nesnel) özellikler olduğunu ileri sürmektedir.

Evrensel Ahlâk Yasasını Belirleyen Özellikler:

Sübjektif Özellikler:

Ahlâk yasasını sübjektif özelliklerin belirlediğini benimseyen görüşü faydacı ahlâk anlayışında buluruz. Bu görüşün temsilcisi Bentham’a (1748-1832) göre, insan hayatını iki temel güdü yönetir. Bunlar bütün insanlarda ortaktır, evrenseldir:Haz ve acı. İnsan daima acıdan kaçmak ve hazza ulaşmak ister. Haz bize fayda sağlar. Hayatta amaç, en çok sayıda kişiye en çok mutluluğu sağlamaktır. Buradaki mutluluk , artık kişisel bir mutluluk değil, toplumsal bir mutluluktur ve ahlâklılık da buna dayanır.

Faydacılığın bir diğer temsilcisi J. S. Mill ‘e(1806-1873) göre de bütün ahlâklılık, insandaki evrensel mutluluk duygusuna dayanır. Burada mutluluk deyince, Mill de duyusal isteklerin tatminini değil, toplumsal duyguların tatminini anlar. Ahlâkî değer de, iyiyi belirleyen fayda da düşünsel ve toplumsal bir değer olarak anlaşılır.

H. Bergson’a (1859-1941) göre, insan doğası, kişinin hayatta kalabilmesi için kendi yararlarını düşünmek ve onlara hizmet etmek gibi bir egoizm tehlikesi içinde yaşar. Böyle bir egoizm kişileri ve toplumları birbiri ile çatışmaya ve savaşmaya götürür. Buradan da bir savaş ahlâkı doğar. Buna karşı, kişisel çıkarlara dayanmayan duygular ve sevgi temelinde bir ahlâk daha vardır ki, bu insanî ahlâktır.

Objektif Özellikler:

Bu ahlâk anlayışını benimseyen düşünürler, ahlâk yasasının temelini insanın kendi içinden, bir yetisinden değil de, evrensel, düşünsel bir düzeyde ararlar.

Bu görüşte olan önemli düşünürler şunlardır:

Platon’a göre asıl gerçeklik idealar evrenidir. Varlık evreni ise idealar evreninin bir kopyasıdır. Platon ahlâk anlayışını da idea anlayışıyla açıklar. İnsanın amacı mutluluğa ulaşmaktır. Mutluluğun tek yolu da erdemdir. Erdem insanı mutlu kılar. İnsan iyiye varmak ister. İyi ideası zaman üstüdür, ne doğar ne de yok olur. Nesneler dünyasında insanın verdiği ahlâk yargıları, ahlâkî değerler, bu iyi ideasının bir yansımasıdır. Eylemlerimizin ahlâkî ilkesi bütün zamanlar için geçerli olan iyi ideasında temelini bulur. Buna göre ahlâklılık, iyi ideasının bilgisine dayanır. Platon için de “ kimse bilerek kötülük yapmaz.” Buna göre, iyi ideasını bilmek, doğruluk (hakikat) ile aynı anlama gelmektedir.

Platon ‘un ahlâkı tek kişiyi değil toplumun mutluluğunu esas alır. Bu mutluluk da ancak devlette bulunur. Devletin amacı insanlara erdemli, iyi olan bir yaşam sağlamaktır.

Fârâbî (870-950)’ye göre de evrensel bir ahlâk yasası vardır ve bu yasanın objektif özellikle oluşacağını belirtir. İnsanlar için iyilik ve mutluluk yöneldikleri hedeflerdir. Bu hedeflere insan akıl yoluyla ulaşır. Yani iyi ile kötü akıl yoluyla belirlenir. İnsana özgür iradeyi akıl verir.

Spinoza (1632-1677)’ ya göre, insan tutkular ve düşünce ikilemi içinde yaşar. Tutkular, ruhun karışık ve bulanık yanını oluşturur ve bunlar güçsüzlük, erdemsizlik ve yetkinsizlik halleridir. İnsan tutkularıyla bir köle, düşünce durumunda ise özgürdür. Özgürlük erdemdir. Buna göre, ahlâkın hedefi düşünce ile tutkuları yenmektir. Ahlâkî hayat, aklın tutkulara karşı savaşıdır ve insanı tutkuların kölesi olmaktan kurtarıp, onu özgür kılmaktır.

İnsan özgürlüğe yalnız bilgi ile ulaşabilir. Bilmek, Tanrı’yı bilmektir. Tanrı’yı bilmek ise algıladığımız her şeyin Tanrı’nın özünden doğduğunu bilmektir. Bunun için Tanrı ve doğa aynıdır. Tanrı sevgisinden sonsuz bir mutluluk doğar.

Spinoza’ya göre ahlâklılık ve onun dayandığı evrensel yasa, bu düşünsel evrensel Tanrı sevgisinde temellenir

İ. Kant (1724-1804) kendisinden önceki filozofların öne sürdüğü ahlâksal eylemlerin mutluluk olduğu görüşünü kabul etmez. Çünkü, mutluluk kişiden kişiye göre değişen bir durumdur ve yaşamın amacı olamaz. Oysa ahlâkın temelini herkes için değişmeyen bir şey oluşturmalıdır. Bu şey ise iyiyi isteme dir. Asıl olan amaç, ister gerçekleşsin, ister gerçekleşmesin iyiyi isteme dir. Bu bir ahlâk yasası olmalıdır. Kant bu ahlâk yasasını şu yargı ile dile getirir: “ Öyle hareket et ki, senin hareketlerin aynı zamanda başka insanların da hareketleri için bir ilke ve yasa olsun.”

Kant bu yasayı insanın kendi özgür iradesi ile karar verdiği ve uyduğu için, evrensel ahlâk yasası olarak değerlendirir. Özgür iradenin bu yasayla birleşmesi gerçek özgürlüktür. Gerçek özgürlük ise insanın değerini tam olarak ortaya koyar.

Kant , evrensel ahlâk yasasını akıl yoluyla temellendirmiştir. Bu yasa hem sübjektif hem de objektif özellikler taşır; kişinin özgür kararına bağlı olduğu için sübjektif, evrensel olma özelliği taşıdığı için de objektiftir.

Kant’ın bu görüşleri şöyle örneklendirilebilir: Öğrencinin derslerine çalışması onun ödevidir. Öğrenci, ödev olduğu için derslerine çalışıyorsa, bu ödeve uygun eylemde bulunuyor demek olur ve bu da ahlâkî bir eylem olur. Ama, sınıf geçmek gibi bir fayda amacı ile çalışıyorsa, o zaman bu çalışma eylemini ödev olduğu için değil, onu bir başka amaç için , bir fayda amacı için yapmış olur ki, o zaman bu ders çalışma eylemi ahlâkî bir eylem olmaktan çıkar.

Yine örneğin, yoksula yardım etmek bir ödev olarak yerine getiriliyorsa, bu ahlâkî bir eylem olur. Ama, yardım kişinin kendi duygularını tatmin etmek amacıyla yapılıyorsa, bu eylemin ahlâkla bir ilgisi yoktur.

Bu akılcı ve formalist (içeriksiz) niteliği ile Kant’ın ahlâk anlayışı, ahlâk yasasını birey üstü ve evrensel bir boyutta temellendirirken, bir yandan ahlâk felsefesinin mutluluk ahlâkı ve dinsel ahlâk gibi içerikli ahlâk anlayışlarından olan bağımsızlığını, öbür yandan da ahlâk değerlerinin göreliliğine karşı genel-geçerliğini ve mutlaklığını savunmuş olur.

Ahlâk problemi yalnızca felsefede kalmamış, dinler de ahlâk yasasıyla ilgilenmişlerdir. İslâm dünyasında gelişen tasavvuf düşüncesi, ahlâk yasasını kendine özgü yorumuyla temellendirmeye çalışmıştır. Bu görüşler Türk-İslâm kültüründe ortaya çıkmış olan önemli kişilerde örneklendirilebilir.

Mevlânâ (1207-1273): Mevlânâ’ya göre, evrensel ahlâk yasasının kaynağı Tanrı’dır. Tanrı insanı , kendi mutlak gücünü ve büyüklüğünü bilmesi için yaratmıştır. İnsan yaratılanların en değerlisidir. İnsan bir takım sorumluluklar taşır. Bu sorumlulukları Tanrı’nın güç, güzellik ve yüceliğini en saf biçimde bilmek ve buna göre yaşamaktır. İnsan gelip geçici zevklerden arınarak ilahî aşk ile Tanrı’ya yaklaşmalıdır. İlahî aşkı içinde duyan kişi tüm insanları sevecektir. Evrendeki varlık ve düzenin kaynağı Tanrı olduğu için, kim ve ne olursa olsun sevilmeli ve hoşgörüyle davranılmalıdır.

Yunus Emre (1238-1320): Mevlânâ gibi tek gerçeklik olarak Tanrı’yı kabul eder. Tanrı ilk önce sevgiyi yaratmıştır. Bu nedenle bütün canlılara sevgi ile yaklaşılmalıdır. İnsan, kendine kötülük yapılsa bile iyilikle karşılık vermesini bilmelidir. Ancak böyle davranılırsa erdem sahibi olunur. “ Dünyadaki her yaratığa aynı gözle bakmayan, dinin evliyası olsa bile, gerçekte asidir.” Sözü Yunus Emre’nin görüşlerinin özünü oluşturmaktadır.

Hacı Bektaş Veli (1210-1270): Mevlânâ ve Yunus Emre’nin görüşlerini benimsemiştir. Onun ahlâk anlayışı ve dayandığı ilke Tanrı’ya duyulan sevgidir. Onun felsefesinde iki temel kavram vardır. Biri “fark”, diğeri “cem” kavramıdır. Fark, Tanrı ile yaratmış olduğu insanı birbirinden ayrıymış gibi bilmek ve tanımaktır. Cem ise, Tanrı ve insanı birlik olarak bilmek ve tanımaktır. Bu bilme ve tanıma, varlığın sırrıdır. Bu sırra yükselen ve onu bilen kişi ise, kâmil, bilge kişidir. Kâmil kişi, yaratan ile yaratılanı birbirinden farklı görmez. Bilge kişi yaratanın, yaratılanın iç yüzü olduğunu, yaratılanın da yaratanın kendisinin ve bilgisinin dış yüzü olduğunu bilir. Tanrı ile insan arasındaki bu beraberlikte ve varlıklar arasındaki , diğer varlıklara ve insanlara sevgi ile yaklaşmanın ve sevgiye dayanan evrensel ahlâkın kaynağı bulunur.


__________________
Ey Kelim, ey Kelimelerin Sahibi
Yaratan’ın ismi en büyük isim
Yaratılanda Yaratan’ın ismi
Senin isminin hatırına

Bana verdiğin isim aşkına. Benim adıma. Senin adına.
Beni yaratan Sensin.
Sen. Kendi hatırına
Rabbim hoş gör beni, yarattığını. “ Yaratanımdan ötürü” beni bağışla.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


WEZ Format -3. Şuan Saat: 04:12 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
vBulletin 3.7.2 Türkçe Çeviri : Garamanlilar.Com
OK AJANS